Daha Tele 1’in tartışması bitmeden Halk TV’nin kayyum atama yöntemiyle susturulması, sonuçlarından da gördüğümüz üzere, sansürdür ve anayasal bir suçtur.
Kör ve enayi değiliz: “Sonuç” net ve açık bir biçimde karşımızdadır:
Her iki “vak’a”da da söz konusu medya kuruluşlarının yayın politikası değişmiş, yayınladıkları ve yayınlamadıkları haberler ve programlar farklılaşmıştır.
Bir başka deyişle, kayyum müdahalesi ya da beklentisi nedeniyle sansür gerçekleşmiştir.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28. Maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” demektedir.
Bilerek ve isteyerek sansür sonucu doğuracak siyasi ve idari girişim ve eylemlerde bulunanlar Anayasa’yı çiğnemiş olurlar.
Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise bunun elbette yaptırımlarının olması gerekir.
JANUS’UN İKİ YÜZÜ
Medya şirketlerinin mitolojideki Janus gibi farklı yönlere bakan iki yüzü vardır: Ticari yüzü ve iletişimci yüzü.
Böyle bir şirket birinci yüzüyle elbette borçlar, alacaklar, cezalar gibi konularda sıradan ticari mevzuata uymak zorundadır.
Ancak, halkın gerçekleri öğrenmesiyle ilgili iletişimci yüzüyle ayrıcalıklıdır ve “ifade özgürlüğü” çerçevesinde Anayasa koruması altındadır.
Birinciyi bahane ederek ikinciyi sabote etmek Şark kurnazlığıdır, afişe edilmesi, önlenmesi ve düzeltilmesi gerekir.
ANAYASA MAHKEMESİ NE YAPIYOR?
T.C.Anayasa’sının sansürle ilgili emri bu çift yüzlü özel statüyü zorunlu kılar.
Demek ki, bu ayrımı titizlikle yapmak ve özel statüyü korumak bizzat Anayasa Mahkemesi’nin görevleri arasındadır.
Siyasal otoritenin baskıcı heveslerinin uzantısı olarak medya şirketlerine ticari kisveler altında kayyum atanması demokrasiye sabotajdır:
Tele 1 ve Halk TV’de yaşananlardan sonra çok iyi bildiğimiz üzere amaç siyasaldır ve bu kanalların yayın politikasıyla ilgilidir.
Somut sonucunu da almıştır. Milyonlarca sadık izleyicisi olan bu iki kanal “muhalif” yayın politikaları nedeniyle susturulmuş, kadük edilmiş, çöplüğe atılmıştır.
Sonuç, bal gibi demeye dilim varmıyor, zehir gibi sansürdür!
Gereken yapılmalıdır!