İçeriğe geç

Şu soruları asla sormayın, pişman olabilirsiniz!

Bir çok konuda fikrimi soruyor, konuşmalar yapmaya davet ediyorlar. Bunların çoğu üzerinde çalıştığım akademik konu (iletişim) ya da yaptığım iş (gazetecilik, televizyon) ile ilgili. Beni o konularda uzman sayıyorlar. Bazen siyasetle ilgili görüşümü de alıyorlar.

Oysa benim asıl uzmanlık alanım yaşamak! En çok ona vakit ayırdım. En çok ona kafa yordum, üzerinde konuştum. En çok hatayı orada yaptım, en çok doğruyu orada seçtim. İyi kötü, yaşadıklarımdan öğrendiğim bazı şeyler var. Öteki konularda boyuna konuşurken bu konuda konuşmadan, öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşmadan gitmek israf olur diye düşünüyorum.

KENDİ SORDUĞUN SORUYA DÜŞMEK

Örneğin, cevabından korktuğun soruları sırf şan olsun diye sormayacaksın! Korktuğun başına gelebilir.

İngiliz Başbakanı David Cameron bunu 2016’da yapılan Brexit referandumunda öğrendi. Kendine çok güvendiği için, hiç gereği olmadığı halde, Büyük Britanya’nın Avrupa Birliğinde kalıp kalmaması konusunu referanduma götürdü. İki seçenek vardı: “Evet”, kalmak istiyoruz; “Hayır” kalmak istemiyoruz. Sonunda Cameron’un hiç beklemediği oldu,” Hayır” oyları kazandı. Ortaya, akıllara zarar bir yıkıntı çıktı. Cameron’un siyasal kariyeri bitti.

Bazen kibir yüzünden sorulur böyle sorular, bazen şımarıklık yüzünden. Zaten ikisi yakın arkadaştırlar.

Acemi aşıklar da bunu yaparlar. Maşuklarından duymak istedikleri şeyi kelimesi kelimesine duymak istedikleri için, sorulmasında hiçbir yarar olmayan sorular sorarlar. “Benim için neler yaparsın?” “Ben senin her şeyin miyim?” gibi…

Bunlar gerçek sorular değil, duyulmak istenenin tekrar etmesi için gönderilmiş davetiyelerdir aslında. Yalana çıkarılmış davetiyeler de diyebilirsiniz. Tehlikelidirler, çünkü gelecek cevap tam da istenen cevap olmayabilir. O zaman ilişkiye saatli bomba konmuş olur. Yürüyebilecek olan bir yapı çöker.

Oysa o soru ile zorlanmasa, belki de ilişki bir gün soranın istediği cevabın verileceği kıvama gelecektir.

Kimi ana-babalar da çocuklarına bu türden sorular sorarlar. Çocuk dünyada en çok kimi sevmektedir? Dikkat edin, “sevilmek”, hatta “çok sevilmek” yetmemekte, “en çok” sevilmek istenmektedir. Bencil bir sorudur bu. Ve rizikoludur. Çocuk, masumane bir içtenlikle, öbür ebeveyni daha çok sevdiğini söyleyebilir. Kuşkusuz bu, soruyu soranı sevmediği anlamına gelmez. Ama, o anlama geliyormuş gibi muamele görür. Gerçekte varolan sevgiyi de yaralar.

SEVGİNİN KUPAJLARI

Aslında, hayatta yapılacak en büyük hatalardan birisi sevgileri karşılaştırmaktır. Sevgiler çeşit çeşittir ve karşılaştırılamazlar. Toplanıp çıkarılamazlar.

Sırf istenen yanıtı almak için sorulan sorulara gelince… Benim de, bir gençlik ilişkisinde, sevilip sevilmemekle ilgili soruyu, bir replik bekler gibi sorduğum oldu. “Ben bunu söyleyeceğim, senin de bunu söylemeni bekliyorum” türünden.

Gelen cevap beni allak bullak etti. Çok bozuldum. Oysa soruyu sorduğum kişi bana beni sevmediğini söylememişti; beni istediğim gibi değil, “kendince”, kendi bildiği gibi sevdiğini söylemişti. Ben ille kafamdaki repliği beklediğim için verilen yanıt üzerinde düşünmeden onu bir red cevabı gibi algılamıştım..

Ne kadar salakmışım. Kimse bir başkasını tıpkı kendisinin onu sevdiği gibi sevemez. Herkesin sevgi donanımı farklıdır. Sevgi şarabının sonsuz kupajları vardır.

Varmış. Yaşayarak öğrendim!
_________
*Bu yazı İyi Yaşam ve Mutluluk Üzerine Denemeler adlı kitabımdan önce yazılmıştı. Blog için yenilendi.

Paylaş:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.