İçeriğe geç

Peker-Acarer-Bildirici-Birgün arasında medya etiği tartışması

Bence, Acarer’e haksızlık yapıldı.

Medya etiği tartışması çoğu kez gri zeminlerde yapılır. İlkeler çeliştiğinde ‘hangisi daha önemli?’ sorusunun sorulması gerekir.

En önemli ilke, hakikatın ortaya çıkması için gösterilen çabadır.

Geçen hafta ilginç bir medya etiği tartışması yaşandı. Bu tartışmanın tarafları Basın Konseyi, gazeteci dernekleri ya da her yıl binlerce mezun veren iletişim fakültelerinin anlı şanlı hocaları değildi.

Medya etiğinin ince noktaları üzerine görüş beyan edenlerden birisi “suç örgütü” reisi Sedat Peker, ikincisi Birgün Gazetesi köşe yazarı Erk Acarer, üçüncüsü ise bir süredir kendisini “Medya Ombudsmanı” olarak tanıtan gazeteci Faruk Bildirici idi. Peker tartışmaya Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE), Acarer Almanya’dan, Bildirici ise Türkiye’den katılıyordu.

Olayı özetleyecek olursak; Sedat Peker, Türkiye’de iktidara yakın kişi ve çevrelerin çevirdiği dolaplarla ilgili 38 tweeti BAE’nin baskısı nedeniyle gönderemeyince Acarer’e aktarmıştı. Birgün köşe yazarı da bu tweetleri hiç değiştirmeden kendi sosyal medya hesabından yayınlamıştı. Şimdi Faruk Bildirici soruyordu:

“Acarer’in yaptığı bir gazetecilik faaliyeti midir?”

SOSYAL MEDYA BOYUTU

Birgün gazetesi ise soru sormanın ötesine geçip Acarer’le ilişkisini kesiyordu. Birgün adına konuşan yöneticinin verdiği gerekçe şöyleydi:

“Acarer’in Sedat Peker’in dile getirdiklerini ‘bilgi’ nitelemesi ile doğrudan kendi sosyal medya hesabından aktarması, gazetemizin yayıncılık anlayışıyla ve habercilik tarzıyla uyuşmamaktadır.”

Yani Acarer’in Birgün’de yazdıkları için değil, sosyal medya hesabında aktardıkları için işten çıkarıldığı açıklanıyordu. Gerçekten öyle ise bundan “köşe yazarlarımızın sosyal medya hesaplarında ne yazdıkları bizi yakından ilgilendirir, beğenmezsek işin sonu işten çıkarılmaya kadar gider” anlamına gelen ve tartışılması gereken tehditkar bir sonuç da çıkarılabilirdi. Haber gazetede çıkmadığına göre bu nasıl oluyor da gazetenin verilen “yayıncılık anlayışıyla ve habercilik tarzıyla uyuşmuyor”du?

Doğrusunu söylemek gerekirse gerekçe beni ikna etmedi.

GAZETECİLİK FAALİYETİ NEDİR?

Faruk Bildirici’nin “bu gazetecilik faaliyeti değil” şeklindeki hükmüne gelince, o konuda da kafamda sorular oluştu. Onları paylaşayım:

Faruk Bildirici etik konulardaki duyarlığı nedeniyle beğendiğim bir meslektaşımdır. Ancak bu olayda etik akıl yürütme açısından bazı şeyleri gözden kaçırdığı görüşündeyim.

Bu yazıyı yıllarca Basın Konseyi Genel Sekreterliği ve Yüksek Kurulu üyeliği, Gazeteciler Cemiyeti Etik Komisyonu Başkanlığı yapmış ve üniversitelerde Basın Etiği dersi vermiş bir iletişimci olarak, konuyu önemsediğimden yazıyorum.

“Etik muhakeme” dediğim akıl yürütme sürecinde, vardığımız sonucu bazı temel ilkelere dayandırırız. Bunlar arasında “hakikatin anlaşılmasına katkı , “insani değerleri çiğnememek”, “özel yaşama saygı göstermek”, “şiddet savunuculuğu yapmamak”, “bağımsız kalmak” sayılabilir.

GRİ BÖLGELER

Ne var ki, hayat yalın değil; zaman zaman bunlar arasında çelişki olabilir, o durumda “Hangisi daha önemli?” sorusuyla yüzleşmek gerekir. Basın Konseyi Yüksek Kurulu toplantılarında yıllarca örneklerini gördük: Medya etiğine ilişkin ihlallerin bir çoğu siyah/beyaz değil, gri bölgedir! Kimi zaman, yapılması gerekenle, yani “olumlu etik görev”le, yapılmaması gereken, yani “olumsuz etik sakınca” yan yanadır… Etik muhakeme bunu gözden kaçırmamak için gerekir.

Bu açıdan baktığımızda, Acarer’in Peker’in yasaklı twitlerini birbiri ardından yayınlaması, gazetecinin “hakikate katkı” misyonuna, ya da “halkın gerçekleri öğrenme hakkı”na hizmete girer.

Kimse Peker’in verdiği bilgilerin önemsiz olduğunu söylemiyor, tam tersine önemimi vurguluyor. Hele Türkiye’nin medya koşullarında, o bilgilerin kamuya aktarılmasını her şeyden önce bu kategori içinde değerlendirilmesi gerekmez mi?

Yani, gazetecinin o türden bilgileri aktarmasında etik bir yükümlülük vardır. Aktarmazsa mesleğinin temel ilkelerinden birini, belki de birincisini çiğnemiş olur.

BAĞIMSIZLIK İLKESİ

Buna karşılık Bildirici’nin yaptığı gibi, “gazetecinin bağımsızlığı” ilkesinden yola çıkılarak, bu bilgilerin bizzat gazeteci tarafından doğrulaması yapılmadığı için tam “gazetecilik faaliyeti” olmadığı öne sürülebilir. Ama, anladığım kadarıyla, Acarer gazeteci olarak bunların doğruluğuna ya da yanlışlığına kefilim demiyor ki! “Mikrofon uzattım” diyor. “Bakın Peker ne diyor, onu aktarıyorum” diyor.

Şüphesiz Bildirici, bazı bilgilerin sırf kaynağı nedeniyle haber olduğunu bilecek kadar tecrübeli bir gazetecidir. Ve ülkemizin içinde bulunduğu alacakaranlıkta Peker’in söyledikleri o niteliktedir.

Bildirici olaya böyle baksa, farklı bir sonuca varabilir, Acarer’i şaibeli durumda bırakan o soruyu sormazdı.

İzninizle ben de ona sorayım:

“Acarer’in yaptığı gazetecilik değilse nedir?”

Paylaş:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.