İçeriğe geç

Klasiklerinizi nasıl alırsınız?

Kitapçılar klasiklerin yeni çevirileriyle dolu. Peki, çeviriler nasıl? Hangisi iyi çeviri? Nasıl bileceksiniz? Kötü bir çeviri sizi hayatınız boyunca Dostoyevski’den nefret ettirebilir. Öyleyse?

Kitapçı rafları ve internet kitap siteleri eski ve modern klasik edebi eserlerin çevirileriyle dolu. Bazı klasiklerin üç beş yeni çevirisi birden yayınlanıyor. Piyasada Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının kaç çevirisi var acaba? Say say bitmiyor.

Uzaktan bakıldığında bu çok olumlu bir gelişme. Büyük klasikler evrensel ölçekte kültürlü insan inşa etmenin temel taşlarıdır. En iyi edebiyat eğitimi onları okumaktan geçer. Çağımız kültürünü anlayabilmek için de onları bilmek zorundayız Bence her kuşak onları yeniden çevirip okumalı, tartışmalıdır.

Bizim kuşak bu ihtiyacı Milli Eğitim Bakanlığı klasikleri ve Varlık Yayınları’yla karşılamaya çalıştı. Hasan Ali Yücel’in başlattığı çeviri ve yayınlar kuşkusuz 20. Yüzyıl’ın en önemli kültür girişimlerinden biridir. Yalnızca Sofokles’leri ve Dante’leri değil, Stendhal’ları ve Dostoyevski’leri de biz oradan okuduk.

Sonradan bu alana bankalar dahil başkaları da girdi. Bu çaba önce kültürel bir hizmet olarak görülüyordu. Sonra bakıldı ki, talep var (ama yazara telif derdi yok), rağbet arttıkça arttı. O kadar arttı ki neredeyse listelerde yeni yazarlarımıza yer kalmadı.

İKİ TÜR KİTAP ÇOK

Geçenlerde tanınmış bir kitapçı dükkanına gittim. Son iki yıldır olduğu gibi gene bomboştu. Tamam, artık satışların çoğu internet üzerinden yapılıyor diyelim, gene de eski okur yok. Ama iki alanda bol bol yayın var: Kendini geliştirme ya da psikolojik yardım kitapları ve klasikler. Yerli kitapların çoğu da Sabahattin Ali ve Orhan Veli gibi telifi yeni serbest kalmış olanlardan.

Klasiklere şöyle bir baktım. Çevirmenlerini pek tanımıyorum. Doğaldır. Bazılarının çok iyi olduğuna eminim. Ama aralarında çok sayıda çürük olduğuna ilişkin söylentileri de duymazlık edemiyorum. Böyle bir talep alanı olduğunu farkeden kimi yayıncıların dev eserleri ehliyetsiz kişilere, eşe dosta çevirttiği öne sürülüyor. Bir ara eski çevirilerle biraz oynayıp onları yeniymiş gibi basanlar türemişti. Kitapları asıl dilinden çevirmeyip bunu duyurmayanlar her zaman vardı. Edebiyat dünyası dar bir çevre olduğu için bilinirdi. Ama şimdi?

Şimdi işler daha karışıkmış!

KLASİKLERİ ÇEVİREBİLMEK İÇİN

Evet, iddialı gençlerin klasikleri okuması şart. Yaşını başını almış olanların da ikinci ve üçüncü okuyuşlarda daha önce bulmadıkları zenginlikler bulduğunu biliyorum. Yeni çevirilere ek bir fırsat olarak bakabilmek de mümkün! Yeter ki çeviriler iyi olsun!

İşte orada işler karışıyor. Klasikleri çevirebilmek için her iki dili de iyi bilmek yetmiyor. Edebiyat kültürü ve duyarlığı da gerekiyor. Eserin yalnızca anlamını değil, tonunu ve tadını da aktaracaksınız. Acaba yeni çevirilerden hangileri bu ölçütlere uyuyor? Sıradan okurun yanıtlayabileceği bir soru değil bu. Keşke “birileri” araya girse de bu yardım işini üstlense…

Bir başka deyişle, şu furya döneminde çeviri dünyasının bir kalite denetimi mekanizmasına ihtiyacı var.

Bunu kim yapabilir? Her şeyden önce üniversitelerin filoloji bölümleri aklıma geliyor. Bazılarında çeviri dersleri de var. Çok yıllar önce İstanbul Üniversitesi’nde Akşit Göktürk’ün yönettiği çeviri dersinde benim Joseph Conrad’tan çevirdiğim The Nigger of the Narcisus’un ele alındığını bir dergide çıkan eleştiri yazısından öğrenmiştim. Genellikle olumlu şeyler söylemekle birlikte bazı denizcilik terimlerinin seçilmesini eleştiriyordu. Yararlanmış, sonraki baskıda düzeltmiştim. En önemlisi, alanın boş olmadığını öğrenmekti. Joseph Contad’ı çevirmenin bir sorumluluğu vardı.

Şimdi de bu türden incelemeler sistematik olarak yapılıp yayınlanamaz mı?

MÜKEMMEL ÇEVİRİ VAR MIDIR?

Şunu da ekleyeyim: Conrad’ı çevirirken, Halikarnas Balıkçısı’nın aynı yazarın MEB’den çıkan Nostromo çevirisini aslıyla karşılaştırmış ve hayal kırıklığına uğramıştım. Aynı şeyi Tahsin Yücel’in, Camus’den Sisifus Söylencesi için de söyleyebilirim. Demek ki, iyi yazar olmak çevirilerinin de ille iyi olacağı anlamına gelmiyor.

Gene de, bazı çevirmenler okurun güvenini kazanmışlardır. Ingilizce’den çeviride Cevat Çapan bunların başında gelir. Sabahattin Eyüboğlu Montaigne çevirilerinde aşılmazdır. Başkaları da vardır. Azra Erhat ile A. Kadir’in Homeros çevirilerini anmadan geçemeyiz. Ahmet Cemal’in de çok övgüsünü duydum.

Bazı yayınevlerinin bu konuda titizlendiğini biliyorum. Örneğin, John Keane’den Medya ve Demokrasi adlı çevirimi yayınlayan Ayrıntı’da editörlerin dikkat ve özenini takdir etmiştim. Ancak, titiz olmayanlar konusunda okurları aydınlatacak saygın kurumlar da keşke olabilse. Okurlar ne ile karşılaşacaklarını bilseler!

Bence mükemmel çeviri yoktur, ‘daha iyi’ çeviri vardır. Kötü olanları örneklerle parça parça etmesi kolay; keşke birileri hangilerinin daha iyi olduğunu söylese. Okura yardımcı olsa.

ABSTRACT

The bookstores are empty of buyers but full of new translations of the classics. Dostoyevki’s Crime and Punishment is one example. So many translations on the shelves. But are they all good translations? Which ones are better? Obviously there is a constant demand for such books, which are exempt from royalty fees. But some of the translations are terrible. You don’t want young readers turn away from Dostoyevski for the rest of their lives because of a bad translation. Some kind of quality control is needed. How can it be done?

Paylaş:

3 Yorum

  1. Bülent Püsküllü Bülent Püsküllü

    Saygılar sevgiler haluk baba…

  2. Hakkı Öcal Hakkı Öcal

    Z Kuşağı da cevap veriyor: Almayız, teşekkür ederiz.. 2 dakikadan uzun video, 240 karakterden uzun metin bizi bozar!

  3. İlyas Tunç İlyas Tunç

    Asıllarıyla karşılastırma fırsatım olmadı; ama, Roza Hakmen’in çevirdiği “Kayıp Zamanın İzinde”yi ve Akmet Cemal’in çevirdiği “Vergilius’un Ölümü”nü de keyifle okudum. Sevgiyle, sağlıcakla, Haluk ağabey…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.